Motorun ritmik homurtusu, kabinin içinde bir ninni gibi yankılanıyordu. Dışarıda, zifiri karanlık Anadolu bozkırını yutmuştu; sadece farların delip geçtiği yüz metrelik bir asfalt şerit ve arada bir yanından hızla geçip giden diğer araçların kırmızı stop lambaları vardı. Kamyonun içi ise bambaşka bir dünyaydı. Burası Kaptan Cemal’in evi, ofisi ve mabediydi. Gösterge panelindeki yeşil ve turuncu ışıklar, loş kabini bir uzay aracının kokpiti gibi aydınlatıyordu. Hava, demli çay, mazot ve hafif bir limon kolonyası kokusuyla harmanlanmıştı.