Ağustos sıcağı, Toros Dağları'nın eteklerinde yavaş yavaş kırılmaya başlamıştı. Sedat, "kırkayak" lakaplı kamyonunu dinlenme tesisinin en uç noktasına, manzaraya hakim bir köşeye çekti. "Tıssss" sesiyle imdat frenini çektiğinde, koca makine derin bir nefes verip yerine oturdu. Motoru susturduğunda, 8 saattir kulağında uğuldayan o mekanik gürültü yerini Ağustos böceklerinin sesine bıraktı. Şoför kapısını sonuna kadar açtı. Kabin, yerden iki metre yüksekte olduğu için, tesisin önünden geçen vızır vızır binek araçlara, o küçük "takcilere" tepeden bakıyordu. Burası onun balkonu, onun terasıydı.